Üst Menu
Search
Exact matches only
Search in title
Search in content
Search in comments
Search in excerpt
Filter by Custom Post Type

Ana Menu

Hoşgörü ve Polis

Hoşgörü ve Polis

 

Kemal İskender

1. Sınıf Emniyet Müdürü

Balıkesir Emniyet Müdürü

“İstediği gibi yaşamak değildir bencillik, başkalarına kendisinin istediği biçimde yaşamalarını önermektir… Kırmızı gül olmak isteği için bencil olmaz kırmızı gül; bahçedeki öteki tüm çiçeklerin de hem kırmızı, hem de gül olmasını istedi ise, işte bu korkunç bir bencillik olurdu.”1

Farklılıklara tahammülü futbol takımları iğneleyici olarak yapan Cengiz ÇANDAR: “tutkulu bir Fenerbahçeli olmak, Galatasaraylılığa saygı göstermeyi engellemez. Galatasaray rozeti, saygı gösterilmesi gereken kimliğin simgesidir. Hem Galatasaray olmazsa, Fenerbahçeliliğin ne zevki kalır ki. Aynı şekilde, Fenerbahçe olmazsa, Galatasaray’ın anlamı yoktur. Sadece bu iki kulüpte yetmez. İkili rekabet sporda oligarşi ve kartel demektir. Çokluk, çeşitlilik ve çoğulculuk gerekir. Fenerbahçe, Galatasaray ve diğer kulüpler çoğulculuk ve rekabet ifadeleridir. Çoğulculuk ve rekabetin, çok seslilik ve çok renkliliğin, Demokrasi ile, Demokratik ortam ile doğrudan ilişkisi vardır. Eğer bu ülkenin üzerine tek tip elbise geçirilmesine, tek sesli bir toplum yaratılmasına karşı çıkıyorsak, sporda da çoğulculuk ve rekabetten yana olmamız doğaldır. Tek tip elbise giydirilmiş ülkeler, tek sesli toplumlar, totalitatirzm ölçüleridir. Aksi ise, demokratik ülkeler özgür toplumlardır.2

Hala birçok maçlarda taraftarların ellerinde döner bıçağı, balta gibi birçok aletler görülmesi, ve bu şekilde maçlara gidilmesi! Pek de anlaşılır gibi değildir. 1980 öncesi ve sonrası ve günümüzde birçok insanın ve üniversite gençliğinin karşıt fikir ortamına tahammülsüzlükleri, karşı fikri dinlemeden kavga ortamlarını görmekteyiz.

Çok sesliliğin ve farklılaşmaların olmaması sonucunda, “… en büyük eksikliğimizin dinlemeyi bilmemek…” olduğunu söyleyen İpek CEM? “… dinlemek derken açık yüreklilik ve ön yargısız olarak karşı tarafın görüşlerine kulak vermek, öğrenmeye ve eğitime yatkın bir ruh halinde olmak, dinleyeceğini seçmek, süzgeçten geçirerek sentez oluşturmak…” anlatımında bulunur. Japonlar bu noktada; “… akıllılar aynı fikirde olmasalarda da uyum içerisinde yaşarlar, aptallar ise aynı fikirde olsalar dahi uyum içerisinde olmazlar…” değerlendirmesini yapar. 3

Ülke insanı olarak neden farklılıklara tahammül edemeyiz? Niçin herkesin aynı şeyleri düşünmesini, aynı şeyleri giymelerini ve ayı şeyleri konuşmalarını isteriz. Farklılıkarımız bizim zenginliğimiz olması gerekirken maalesef bugün yumuşak karnımız olmaktadır. Farklılıklara tahammülün olduğu bir ortamda elbette ki Polisin işleri bir hayli azalacak, belki de hiç olmayacaktır. Bu nedenle bireysel anlamda her Emniyet Görevlisi kendini yalnızca dar yasal kalıplara bağlı olarak sınırlamasının ötesinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararları ve Evrensel Hukuk Kuralları çerçevesinde değerlendirmelerde bulunması gerekmektedir. Bu durum ancak bir Güvenlik Görevlisinin yaratıcı bir düşünce içerisinde olması ile gerçekleşir. Artık her vizyon sahibi Emniyet Görevlisi, vagon olmayı değil, bulunduğu yerde bir lokomotif olmayı ve hizmet sunduğu yurttaşları da peşinden çekerek Bilgi Toplumunun kapısından geçirmeye çalışacak bir öğretmen gibi olmalıdır.

Stephan COVEY: “… her kim ki, ne zaman öğretmen konumuna geçer, o andan itibaren beynindeki bütün düşünsel motor silindirleri tam kapasite ile çalışıp, öğrendiği her şeyi can kulağı ile dinlemeye başlar,4 derken Aristo da: “… öğretmenin bilgiyi doğurtmaya çalışan bir ebe gibi olduğunu” söylemektedir

Emekli Emniyet Müdürleri Sosyal Dayanışma Derneğinin “ÇAĞIN” Dergisine Yayın Hayatında Başarılar Diler, Derginin her sayısına makale göndermekten mutluluk duyarım.

 

Kaynakca

1- OSCAR WİLDE

2- Çandar C. Sabah 09.05.1998

3- Cem. İ. Yeni yüzyıl 28.06.1998

4- COVEY. S.