ATATÜRK’ÜN DIŞ POLİTİKA GÖRÜŞLERİ VE UYGULAMALARI

 

 

Erdoğan ALIVEREN[*]

 

            Atatürk, bir kurmay subay olarak dış politika ile yakından ilgileniyordu. O’na göre iyi bir devlet adamı;

-         Yolda yürüyen kişi sadece ufku değil, onun ardını da görmelidir.

-         Liderler hareketi yaratır, hareket liderleri çıkarır.

Ata hiçbir dış siyaset hesabında yanılmamış ve hiçbir savaşı kaybetmemiş tek devlet adamı ve askerdir. Benzer vasıflar kuşkusuz Napoleon ve de Gaulle’de de vardı. Ata Türk milletine mensup olmasının gururunu sadece sözüyle değil, duruşuylu da kitlelere telkin etme gücüne sahipti. En basit fotolar bile bir gurur, haysiyet, şeref, görgü ve zarafet timsaliydi. İhtişam ve asaleti ruhunda yaşıyordu.

Atatürk Osmanlı imparatorluğunun teşkilatını gayet iyi tetkik etmiş ve 6 asır çalışma usul ve yöntemini, 20 milyon metrekare arazide 40 küsur değişik ırktan hakli başarıyla yönetmesinin sırrını keşfetmeye çalışmıştı. (Aynı hususu bugünkü ABD’de ilmi olarak araştırıyor ve çeşitli üniversitelerde, akademilerde ders olarak okutuyor.) Osmanlı’nın yıkılmasından sonra yerinde kurulan 40 ayrı devleti bir konfederasyon halinde (belki bir Doğu Akdeniz Konfederasyonu) birleştirmeyi düşündüğünü yakınlarına ifade etmişti. Nitekim İngiliz altınlarının cazibesine kapılarak Osmanlıya isyan bayrağını açan Mekke Emiri Hüseyin (daha sonra Ürdün Kralı oldu-bu günkü kral Abdullah’ın dedesi) sıkıştığı bir esnada “biz Osmanlıya ihanet ettik, şimdi onun idaresini arıyoruz” demişti.

Dikkat edilirse bugün ABD’nin İsrail’e destek olmak üzere yapmak istediği Fas’tan başlayıp Cezayir, Tunus, (hatta belki Libya) Mısır, Ürdün, Suriye, Irak, iran, Afganistan ‘ı içine alacak olan Doğu İslam Ülkeleri Federasyon’u Atatürk’ün Sadabat Paktı ile gerçekleştirdiğini görerek Atatürk’ün ileri görüşünü bir kere daha belgelemiş oluyoruz.

Atatürk bu bilgi birikimi ile (Türk dış politikasını gayet net bir şekil çizdi ve uyguladı) “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” bu politikayı da 14,5 yıl Dışişleri Bakanlığında tuttuğu Dr. Tevfik Rüştü ARAS’la yürüttü.

Atatürk 1937’de Başbakan İsmet İNÖNÜ’yü görevden alınca, Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü ARAS, Atatürk’e; İNÖNÜ’yü Londra’ya Büyükelçi olarak tayin etmesini teklif etti ama bu talep kabul edilmedi. İNÖNÜ; Cumhurbaşkanı olunca Celal BAYAR’ı gene Başbakan olarak tayin etti ama eski kabineden iki bakan görev vermedi. Biri Tevfik Rüştü ARAS diğeri İçişleri Bakanı Şükrü KAYA. Daha sonra (3-4 ay) Dr. Tevfik Rüştü ARAS, İNÖNÜ tarafından Londra’ya Büyükelçi tayin edildi. Dışişlerine de Şükrü SARAÇOĞLU getirildi. ARAS’ın görevden uzaklaştırılması Rusya lideri Stalin’i üzdü. Yeni Dışişleri Bakanı Şükrü SARAÇOĞLU vakit geçirmeden Moskova’ya gitti. Ama 45 gün beklemesine rağmen Stalin tarafından kabul edilmeyince eli boş olarak geri döndü. Atatürk hasta yatağında bir gün İNÖNÜ niye gelmedi diye sorunca durum İNÖNÜ’ye bildirildi. O da akşam trende yer ayırttı. Fakat milletvekili Dr.Refik SAYDAM (bandırma vapurunda sağlık sorumlusu) hemen İsmet paşa’yı “gitmeyin Paşam size Suikast yapılacak2 diyerek Paşa’yı engellediği o zaman halk arasında söylenmişti.

Başbakan Celal BAYAR 3,5 ay sonra istifa ette ve başbakanlığa Dr.Refik SAYDAM getirildi. Bu zat; verdiği bir demeçte “Türk idare sistemi A’dan Z’ye kadar bozuktur” demesiyle ün yapmıştı. 2 yıl kadar bu görevde kalan Refik SAYDAM vefat etti ve yerine Şükrü SARAÇOĞLU başbakan oldu. Atatürk hemen TC’ni dört bir yandan kuşatan iki ayrı paket yaptı. TC. + Yunanistan + Stadiyanoviç’ in Yugoslavyası (Bu 3 lider Selanik doğumlu dlduğu için halk arasında “Selanikliler Paktı” da deniyordu.) bunlara Bulgaristan, Romanya ve Arnavutluk da katılınca Türkiye’nin Avrupa’ya bakan cephesi önünde bir barikat kurulmuş oldu. İki yılda bir taraf ülkeler değişik başkentlerde bir araya gelip genel olarak durum müzakeresi yapacaklar. 1936 ve 1940 toplantıları yapılabildi. Türkiye her iki toplantı için hatıra pulu çıkardı. 1931’de ilk toplantı İstanbul’da yapıldı. 1932 ise Bükreş’te İktisadi ve Kültürel işbirliği konuları, 1933’de Sofya’da azınlıklar, Romanya’nın…., Yugoslavya’nın Makedonya konuları konuşuldu. 09.02.1934’ de ki toplantıda anlaşıldı. Statüko 20.10.1934’de kabul edildi. İktisadi, Milli Ticari İşler için Dayanışma Kurulu 1938 Ankara; 1939 Bükreş, 1940 Belgrat toplantılarında kararlaştı. 2.Cihan Harbi bütün dengeleri bozdu. Kuzeydeki Rusya ise daha önceleri 1917 Rus devriminden sonra Ankara ve Gümrü Antlaşmaları ile bizi desteklemişti. 1.Cihan harbinden çekilince elinde kalan silah ve cephaneyi türk İstiklal Harbine destek olarak (rivayete göre) bir miktar nakit yardım ile katkıda bulunmuştu. Mareşal Potemkin ile dostluğunu vurguladı.

Güney hududa gelince, istiklal Harbi devam ederken Fransızlarla Ankara Antlaşması imzalanarak Suriye hududu belirlenmişti. Burada Hatay (İskenderun) Misak-ı Milli hududu içindeydi. Atatürk bir gün Fransa Büyükelçisinin gözlerine bakarak “Ben Şam’da bulundum, Suriye’yi bilirim; Suriyelinin istikbalini verin, gerekirse ben Suriye’nin istikrarını sağlar, sonra çıkarım diyor.” Dikkat buyurun “girer alırım” demiyor “kurtarırım” diyor. Tam demokrat bir tavır.

Güney hudutlarında ki huzursuzluk olayları içinde Sadabet Paktı 08.07.1937’ Türkiye + Irak + İran + Afganistan arasında dostluk ve saldırmazlık paktı, İran’ın aynı isimli sarayında imzalandı bu pakta taraftar olan ülkeler arasında ki hudut ihtilafında Türkiye’nin hakemliği herkes tarafından kabul edildi. Bu da Ata’mızın gene bir asır önceden bugünü gördüğünün bir başka delilidir.

Hatay mevzusuna tekrar gelirsek Ata hasta hasta Adana’ya gidip Türk ordusuna manevra yaptırdı. Kendisi sonucunu göremeden vefat etti ama Misak-ı Milli hudutları içindeki Hatay 1939 yılı içinde Türkiye’nin hudutları içine girdi. Süvari Albay Şükrü KANATLI’nın alayı Hatay’a girdi.

Lozan’da boğazlar meselesi halledilmemişti fakat 1936’da Montö Antlaşması işi düzeltti ve boğazlar üzerinde T.C.’nin mutlak hakimiyeti bütün dünyaca tanındı.

            Atatürk 1931 eylülünde Dolmabahçe Sarayı’nda kabul ettiği A.B.D. Başkanı Franklin… Roosevelt’in askeri danışmanı olan süvari albayı Mc Arthur’a Amerika’dan Avrupa’nın nasıl göründüğünü sorar. O da cevaben, 1.Cihan harbinde ABD Başkanı olan Wilson’ın harp sonrası için ilan ettiği prensiplerinin kabul edilmediğinden Avrupa’ya kırgın olduğunu, daha sonra başkan olan Monroe’nun ise bu sebep ile infiratçılık politikası güderek, Avrupa ile ilgilenmediğini anlatarak bir fikri olmadığını söyler.

Atatürk o halde ben size Avrupa’yı anlatayım diyerek şöyle konuşur;

-         Alman milleti asker karakterli ve onuruna düşkün bir millettir, harpten yenik

çıkmasını kolay kolay hazmetmez. Afrika’da ki sömürgelerini kaybetmesi, Alsas-Lorain bölgesindeki demir, kömür, çelik sanayi tesislerinin Fransa’ya verilmesi ağır bir harp tazminatı ödemeye mecbur edilmesi, Almanya’nın geçirdiği büyük enflasyonun, 1917 Rus ihtilalinin getirdiği komünizmin etkileri sebebi ile bozulan iç dünyasını dengelemek için, en geç on yıl içinde yeni bir dünya harbini bekleyin.

Bu görüşmeden 8 yıl sonra 1 Eylül 1939’da Ata’nın bu kehaneti gerçekleşmiştir. 2.

Cihan harbi çıkmıştı.

-         Rusya’daki Komünist uygulama, insan tabiatına aykırıdır. Ancak geniş Rus halkı

henüz bunun farkına varamamıştı. En geç bu yüz yıl (yani yirminci) sona ermeden bu komünizm yıkılacak, esir ülkeler istiklallerine kavuşacaklardır.

Bu kehanette 1991’de gerçekleşecek komünizm yıkılacaktır. Atatürk’ün yanından

ayrılırlar. Mc. Arthur, Atatürk için (çok ileriyi yüzyıl sonrasını görüyor şayet bu görüşleri gerçekleşecek olursa, bu adam bir dahidir) diye Ata hakkındaki fikrini açıklar. 10 Kasım 1963’de Anıtkabir’i ziyaretinde şeref defterine yazdığı “Ben Atatürk’ün sadece arkadaşlarından biri olarak gurur duyuyorum.”

            Atatürk’ün, asker ve kumandan olarak devlet kurucusu ve yöneticisi olarak sahip olduğu deha bütün dünya ülkelerince kabul edilmiştir. O’nun görüş ve uygulamaları yeni Türkiye Cumhuriyeti devletini tam bağımsız muasır medeniyet seviyesine ulaşmış bir devlet haline getirmek idi. Bu devlet, bütün iktisaden geri kalmış başka devletlerin üstün gücü altında ezilmiş devletlere örnek olarak onlara yardım edecekti. Suriye meselesinde, mandater devlet olan Fransa’nın Ankara sefiresinin gözünün içine bakarak bunu söylemişti.

            Atatürk’ün, devrin en güçlü devletlerini yendikten sonra Türkiye Cumhuriyetini kurması bütün esir ülkelerde; Pakistan, Hindistan, Cezayir vs. büyük alkış buldu. Buralarda ki özgürlükçü liderler büyük moral buldu, davalarına daha büyük bir hırsla sarıldılar. 2. Cihan Harbi sonlarına doğru Ambartın Oaks konuşan ABD Başkanı F.D. Roosevelt; yeni dönemin nasıl oluşacağını açıklarken, bir anda bütün dünyada sömürgecilik akımları son buldu. Yeni kurulan Birleşmiş Milletler Teşkilatına sayısız başvurmalar oldu. Bugün burada (yanlış hatırlamıyorsam) 174 bağımsız devlet var. Bütün bu yeni devletlerin özgürlükçü kadroları Mustafa Kemal’in 1920’lerde ki fotoğraflarını koyunlarında muhafaza ediyorlar.

            Cumhuriyet Senato’su hukuk müşaviri iken, 1980’den sonra kurulan ve yeni anayasayı hazırlamakla görevlendirilen kurucu Meclis7e üye tayin edilen (mehum) Kazım ÖZTÜRK’ün ifadesi ile yazımı bitirmek istiyorum. (ESERİNLE RAHMETİN EBEDİDİR ATAM)

 



[*] Emekli Emniyet Müdürü