Burası Hakkari Ankara’dan
Göründüğü Gibi Değil
Alaattin PARMAKSIZ
Emekli General
1984 yılından beri TSK ve Güvenlik Kuvvetleri kendi sorumluluk alanlarında terörle mücadele için kendilerine düşen her özveriyi yapmış ve bu uğurda gerektiğinde hiç çekinmeden canını bile vermiştir. Verilen onca şehitlerin, binlerce gazinin ve onların yakınlarının ağzından çıkan "Vatan Sağ olsun" sözleri millet vicdanını sızlatsa da yönetenleri gerekli adımı atmaya itmediğini görmenin ızdırabını yaşayan birisi olarak emekli olduktan sonra o mücadelenin önemli bir kesimini yaşayan biri olarak anlatmak maksadıyla bu kitabı yazmaya karar verdim.
Neden "Burası Hakkari Ankara'dan Göründüğü Gibi Değil"
Çünkü Hakkari bir örnek, başkaları için bu Şırnak, Van, Siirt, Mardin, Diyarbakır vs. de olabilir.
Ülkemizin bir bölgesine ateş düştü. O ateş bütün bölgeyi yakmaya başladı, ancak yangını söndürmekten sorumlu olanlar, onu söndürmek yerine yanlış politikalar sonucu zaman zaman üzerine bilerek veya bilmeyerek benzin döktüler. Terörle mücadelenin ne olduğunu kavrayamadılar, kavrayanları ise dinlemediler.
22 yıldır binlerce asker, polis, devlet memuru ve sivil vatandaş şehit olup onbinler yaralandı. Ayrıca devletin milyarlarca doları bu mücadeleye harcanmasına rağmen sonuçta başarılı olunamadı acaba neden?
İşte bu kitabımda yapılanlar, yapılamayanlar, yapılan hatalar ile nedenleri terörle mücadele mi yoksa teröristle mi mücadele yapıldı, Türkiye 'yi bekleyen tehlikeler ile çözüm tarzları anlatıldı.
Dilimizden hiç eksik etmediğimiz bir kelime var operasyon, acaba hiç düşündük mü? OPERASYON KİME NE İFADE EDER?
Operasyon; Bu kelimenin sözlük anlamını herkes bilir. Oysa sözlükte ki anlamının dışında orada bizim gibi görev yapanlar için anlamı çok daha farklıdır.
Bu kelime güvenlik kuvvetlerinde görevli personel için her gün yaşadığı ve duyduğu sıradan bir kelimedir. Kelimenin sıradanlığı ifade ettiği anlamdan terörle mücadele edenlerin bu kelimeyi kanıksanmış olmasındandır. Eğer insanların çocukları askerde veya güvenlikle ilgili bir birimde görevli değilse bu kelime onlar için, daha da sıradandır.
Zaman zaman insanların gözüne gazetelerin iç sayfalarında şöyle bir haber ilişir. ……..bölgesinde yapılan operasyonda, çıkan çatışmada iki güvenlik görevlisi şehit oldu, üç güvenlik görevlisi yaralandı, yaralılar helikopterle tahliye edilerek…..hastanesinde tedavi altına alındı. Teröristlerin yakalanması için bölge de yoğun operasyonlara devam edilmektedir.
Bu haberi okuyan ve oralarda yakını olmayan insanları fazla etkilemeyen bu satırlar acaba oradakilere yani görevlilere nasıl yansır veya bu kelime ne ifade eder?
Operasyona gidene belki bir şey ifade etmez ve evden ayrılır, giderken de karıcığım beni akşama bekleme operasyona gidiyoruz, der. Ne kadar basit değil mi? Operasyona gidiyoruz. Arkada kalan eşinin bana bir şey olursa diye bıraktığı para aklına gelir. Kötü düşünceleri aklından atmak ister. Her çalan telefonda kötü bir haber mi alacağım diye kalbi çarpar. Kapının çalınmasını hiç istemez çünkü kimin ne maksatlı, çaldığını bilemez. En küçük tıkırtı onu ürpertir, hiç istemese de hatta biraz ürperse de eli eşinin bıraktığı silahı yoklar, "Allah'ım bana bunu kullanmak zorunda bırakma" diye dua eder. İçindeki analık duygusu hep galip gelir, telefonları istemese de hep o açar, bilir ki gelen telefonların çoğu tehdit içeriklidir. Çocuklarına yansıtmamak için hiçbir şey olmamış gibi telefonu kapatır. Sabırla kocasının dönüşünü bekler o dönünce her şeyi unutmuş gözükür, bilir ki bu senaryo bitmeyecektir. Sizler o anı yaşamayanlar o ananın, o eşin çektiği sıkıntıyı, hissettiği üzüntüyü hissedebilirmisiniz, hissedemezsiniz tabi yaşamadınız ki.
Emir alan bütün personel, operasyon için hazırlanırken kimse daha sonra ne olacağını, gecenin kör karanlığında bir mayının patlayarak birkaç kişinin ölümüne neden olup olmayacağını veya birilerinin bazı organlarının kopup kopmayacağını, düşünmez. Veya bir tepeyi dönerken ansızın bir silah sesi ile bir fidanın yere yıkılıp yıkılmayacağını da bilemez, düşünülmez de, belki de düşünülür ama kimselere ifade edilemez.
Sadece; mevsime göre, iklime göre, araziye göre, operasyonun süresine göre hazırlıklar yapılır. Her farklı faktör, yani arazi ve iklim şartları, alınacak ilave malzeme, taşımak için ilave ağırlıktır. Ama onu yaşamayan asla bilemez.
Komutanın bu görevi başarmak için ağzından iki veya üç kelimelik bir cümle çıkar. Çok basit, fazla anlam ifade etmeyen bir cümle, örneğin üç gün ikmal yapılmayacak. Bu üç gün sürece ekmeğini, aşını, suyunu, mermini, ilacını, eksi yirmiden artı otuz beş dereceye kadar sıcaklıkta barınmanı sağlayacak malzemeyi yanında taşıyacaksın, dağları tırmanıp vadileri aşacak, sıcakla, soğukla, karla, buzla, geceyle, gündüzle mücadele edeceksin demektir.
Sonra operasyon başlar, belki bir yerlere kadar intikal edeceksin. Zihnen ve fiziken hazır olacaksın, bir virajı dönerken, bir mayının patlamasıyla havaya uçmadıysan bir başka virajda yoğun silah sesleri ile pusuya girdiğini anlarsın, eğer ilk mermi sana isabet etmemişse şanslısın, çünkü mücadele etmek, muharebe etmek yaşama şansını elde etmişsindir. Ama ilk mermi sana isabet etmişse, arkadaşların öncelikle sana ne olduğunu anlamaya çalışır, eğer yaşıyorsan, durumun ne kadar ağır olursa olsun, sana önemli bir şey yok, şimdi helikopter gelecek ve hastaneye yetiştirileceksin, diyeceklerdir. Gerçekten gözlerini hastanede açabilirsin yada gözlerini hastanede açma fırsatı bulamadan dünyayı değiştirebilirsin.
Herkesi bir hüzün kaplasa da görev devam ediyordur. Daha birkaç saniye önce kan kardeşini kaybeden komando her şeyi içine atar göreve devam eder, etmek zorundadır.
Bazen en sevdiğin arkadaşın kolunu ya da bacağını kaybetmiştir; mayının patlaması sonucu kopan uzvun meydana getirdiği yara mayın tarafından yakıldığı için kanama meydana gelmemiştir, buna bile sevinmek zorunda kalırsın hiç olmazsa kan kaybından ölmeyecek, yaşayacak diye düşünür, içinde ki acıyı unutmaya çalışırsın. Sonra da hastanede kendine gelince neler olacağını ne tepki vereceğini düşünmeden edemezsin, düşünürsün ama ne yaparsan yap onu anlayamazsın. Çünkü elini, kolunu, gözünü ve bacağını kaybeden sen değilsin.
Operasyon bölgesine vardıysan 20-30 kiloluk ağırlıkla hiç bitmeyecek gibi gelen tırmanmalar başlar ama bu tırmanma bir dağcının spor tırmanışı değildir. Eğer en öndeysen ne olacağını, arkadaysan ne olduğunu asla bilemezsin. Bir taşın bir ağacın arkasından ne çıkacağını bilemezsin. Tırmandıkça yükün ağırlaşır. Dilinin damağının kuruduğunu hissedersin ama kana kana su içemezsin. Tırmandıkça terlersin terledikçe çamaşırların ıslanır ve üşürsün. Sıfır görüş şartlarında istikametini şaşırmayacak ve ses çıkarmadan ilerleyeceksin. Hava çok soğuksa ayaklarının karıncalanmaya başladığını hissedersin, el parmaklarının ucunun hissetmediğini anlarsın ama donmayacaksın, hasta olup öksürmeyeceksin. Yazın yüksek dağların yakıcı güneşi vücudunun açıkta kalan kısımlarını yakacak, vücudun bir yılanın deri değiştirmesi gibi soyulacak ama sen aldırmayacaksın. Çünkü o an önemli olan yaşamak ve görevi başarmaktır.
O kadar uzun süreler yürüyeceksin ki, ayaklarında kabarmayan yer kalmayacak, ilk fırsatta onları iğneyle patlatıp sarıp sarmalayıp yine yürüyeceksin, çünkü başarmak zorunda olduğun bir görev veya sevk ve idare etmek zorunda olduğun bir birlik vardır.
Bütün olumsuz arazi ve iklim şartları ile mücadele edeceksin.Yılmayacak yorulmaya-caksın, yaşın ne olursa olsun komandolarla beraber olacaksın, onlarla aynı şartları yaşayacaksın.
Komutansan telsizden iki kelime duyarsın. Mayına bastık veya sıcak temas var. Aradan yıllar gibi uzun süren ömründen neleri aldığını bilemediğin 20-30 saniye sonra yaralımız var sesini duyduğun zaman, şehidimiz yok diye sevinirsin. Yaralıyı almak için helikopter hazır olsun, dersin. Bu ilk hareketin başlangıç cümlesidir. Otomatik olarak hastanede doktorlar ameliyathaneyi hazırlarlar. Ambulans yaralıyı almak için helikopter pistine gider, yaralının kimliği belli olunca kan grubu bellidir. Kan lazım olabilir diye aynı kan grubundan beş kişi hastaneye gider ve orada hazır bekler.
Yaralıya ilk müdahaleyi o anda arazide ki doktor yapmıştır. Gecenin karalığında helikopterin inip yaralıyı alabileceği bir yer aranır ve yaralı oraya taşınır. Bu bazen çatışma esnasında ateş altında saatler alabilir. Geçen her an, yaralı için yaşam şansını azaltmaktadır. Endişeyle kıvranırsın, yaralıyı bir an önce hastaneye ulaştırmak için ama yapabileceğin şeyler sınırlıdır. Gece hiç görüş yoktur, pilotlar nasıl uçacak diye düşünürsün, ama hayat söz konusu olunca onlar uçar, araziden yaralıyı aldık dediklerinde derin bir nefes alırsın.
Yeni bir merak başlar, acaba yaralı hastaneye ulaşacak mı? Hastanede kurtarılabilecek mi? Ama bütün bunları zihninin gerilerine atmak zorundasın, çünkü önünde müdahale etmen gereken bir çatışma, yönetmek zorunda olduğun bir operasyon vardır.
Aradan saatler geçer, karargaha kötü bir haber almamak için sormak istemezsin. Sanki duymayınca her şeyin iyi gittiğini sanırsın, yani biraz gerçeklerden kaçarsın. Zaman uzayınca gerçeği anlarsın. Aksi halde sana mutlaka yaralının durumu ile ilgili rapor gelirdi, ameliyat edildi, sağlığı iyi hayati tehlikesi yok veya hayati tehlikesi olduğu için ambülans uçakla Gülhane Askeri Tıp Akademisine sevk edildi, diye. Bazen de acaba unuttular mı diye binbir umutla sorarsın, maalesef kaybettik cümlesi ile yıkılırsın, ama senin için yönetmek zorunda olduğun bir operasyon, arkadaşları için ise başarmak zorunda oldukları bir görev vardır.
"Maalesef kaybettik" cümlesi ile bir ateşin bir yerlere düşmesine neden olduğunu bilirsin. Yüreğinde düşünürsün. Günün herhangi bir saatinde, kapısı çalınan ana, baba, eş, kardeş karşısında doktor hemşire ve bir subayı görünce ne yapar, ne hisseder? Hissedebilir misin? Hissedemezsin çünkü yaşamadın ki? Yaşanmayan şeyler nasıl hissedilebilir.
Ana baba, "vatan sağolsun" diyecek acısını kalbine gömecektir. Evliyse gelinini kızı gibi bağrına basacak, torunları varsa, oğlunun yerine onları sevecek, kalan ömrü mezarlıkla ev arasında taşınmak, ağıt yakmakla geçecektir.
Zaman onların kalbinde ki acıyı söküp almasa da, kaybettiklerini unutmasalar da bir şeylere alıştıracaktır. Arayanları azalacak hayat mücadelesinde onların ellerinden tutanlar, günden güne azalırken, bazen de çocuğun benim için mi şehit oldu diyen şerefsizler, gerçekten gönlü zengin ama cüzdanı boş olan bu insanları parasız taşımak görevleri iken, belediye otobüslerine bindirtmeyen satılmışlar çıkacaktır,ama onlar asla Devletine, Vatanına ve Silahlı Kuvvetlerine küsmeyecektir.
Eşler, gencecik daha yirmisinde otuzunda kadınlarımız, çocuklarını korumak için onların üzerine kartal gibi gerilecek, onların okumasını, iş güç sahibi olmasını, her şeyden çok isteyecek ama elinden tutan olacak mı?
Akşam olup bütün kuşlar yuvasına dönerken, babalar evlerinin kapısını çalarlar, pencereden kapıları gözleyen küçük çocuk "Anne benim babam yok mu? Niye hiç gelmiyor?"sorusuna ananın verebileceği bir cevap yoktur. Ama yine de "Yavrum baban çok uzaklarda" diyerek onun sorusunu geçiştirmeye çalışmasını anlayabilirsin belki. Ama hava kararıp perdeler kapanınca, o ananın hissettiği yalnızlığı hissedebilirmisin? Hissedemezsin, çünkü sen yaşamadın sen yaşamadan nasıl hissedeceksin?
O çocuğu başka çocuklar gibi babası okuldan almayacak, doğum günü pastalarının kesilmesi esnasında çekilen resimlerde babam diyebileceği birisi olmayacak, kış günlerinde okul çıkışı kimse onları, canım kızım veya aslan oğlum diye kucağına alıp sıcak arabasına götürmeyecek, mezuniyet törenlerinde analar içini çekerek "Keşke baban da bu günleri görseydi" diyecek delikanlı veya genç kız içi burkulsa da anasını üzmemek için sanki duymamış gibi geçiştirmeye çalışırken neler hissettiğini anlayabiliyor muyuz?
Bu vatan için iki gözünü yada iki bacağını yada bir kolunu, bir gözünü kaybedenlerin vakur bir şekilde hayat mücadelesi vermelerini, elinin olmamasını, kolunun olmamasını, bacaklarının olmamasını, gözlerinin olmamasını ve bu yokların onların hayatlarını nasıl etkilediğini, birileri güvenlik içinde yaşasın diye onları verdiklerini, onların ana baba veya eşlerinin bu haber kendilerine ilk ulaştığı zaman evlatlarının veya eşlerinin yaşadığı için şükretmelerini anlayabiliyor muyuz?
Düşünebiliyor musunuz iki gözünü kaybeden evladın anası babası hiç değilse evladın yaşıyor diye şükredecek.
Anlayamıyoruz, kocasını kaybeden eşin vakur duruşunu anlayamıyoruz. Babasının cenazesini arkasından bayrakla koşan evladı anlayamıyoruz. Çünkü bayrak sevgisi millet sevgisi kısaca Türk olmanın gururu unutturulmaya çalışılıyor. Başarabilecekler mi? Anlamıyoruz. Cenaze töreninde duygu seline kapılan kalabalığın "Şehitler Ölmez, Vatan Bölünmez" haykırışlarını anlayamıyoruz. Vatan bölünme yolunda hızla yol aldığı için şehitler ölüyor, anlayamıyoruz.
Onlar şehit olurken boğazın mavi sularına bakarak attığı iki duble rakıyla bu Yüce Milletin aleyhine çözüm üretenlerin satılmışlıklarını, işbirliklerini veya cehaletlerini anlıyoruz da, kanları yerde kalmayacaktır diye nutuk atanların neden kanları yerde bıraktıklarını bu konuda ne yaptıklarını anlayamıyoruz.
Ertesi gün bir gazetenin bilmem kaçıncı sayfasında bir haber okursun….bölgesinde yapılan operasyonda çıkan çatışma da bir asker şehit olmuştur. Bölgede operasyonlara devam edilmektedir. İşte en kısa anlatımla operasyonun anlamı budur. Ayağını, bacağını, gözünü kaybedenler için yaşanan bir ömürde ki anlamını yaşamadan anlayamazsın, anlatamazsın.
Daha fazlasını kitapta bulacaksınız. Bütün şehitlere rahmet gazilere uzun ömür, kederli ailelere sabır diliyorum.