“POLİS VE SORUNLARI , ÇÖZÜM VE
ÖNERİLERİ”
|
|
Akın
HATİPOĞLU[*] |
GİRİŞ:İkinci Dünya Harbine tüm hızıyla hazırlanan Hitler
Almanya’sı;titizlikle geliştirilen savaş teknolojisi ve askeri örgütlenme
yanında ,iç güvenlikten sorumlu Alman Polis Teşkilatı hakkında da bir araştırma
başlatarak ,onları da yakından tanıma ihtiyacı duyar. Alman titizliğiyle
hazırlanan raporun son cümlesi şöyle bitmektedir:”Allah’a ve Şeytan’a en yakın
insanlar!”
Biz burada Allah’a yakın olmak kaygısıyla; tecrübelerimizin
ışığında doğru bildiklerimizi aktarmaya çalışacağız.
PERSONEL SORUNLARI
“Küreselleşme” ,”Toplum Kalite” ,”Bilgi Çağı” vb. ve
benzeri kavramların sıkça telaffuz edildiği günümüzde insanlar, bir önemli
unsuru yeniden keşfettiler, o buluş da ”İNSAN”
oldu. Teknolojik gelişmelerin baş döndürücü hızında ve topluma sunduğu
kolaylıklar yanında sanki daha ard plânda kalacakmış gibi düşünülen beşeri
unsur ,vazgeçilemeyen ve başat kavram olarak karşımıza çıkmıştır.”Personel
Müdürlüğü” ibaresi yetersiz bulunarak yerini “İnsan Kaynakları(Human Resources
)’na bırakmıştır. Üstüne üstlük söz konusu mal üretimi değil de ,hizmet ve de
kamu hizmeti üretimiyse, konu katmerleşerek daha da önem kazanmaktadır.
Bu kısa açıklamadan sonra ;sosyal bilimcilerin bir
örgütün iskeletini ve ana unsurunu oluşturan ,insan faktörünün;bizatihi
sorununun ve çözümlemelerinde ana unsuru olduğu yolunda da hemfikir olduklarını
vurgulamakta yara görmekteyim.
Konumuz personel olunca ,içini doldurmak zorunda
olduğumuz şu kavramlar karşımıza çıkmaktadır:işe alma ,eğitim ,kariyer
plânlaması ,ücret ,atama ,yükseltme(ücret ,pozisyon),ödüllendirme-cezalandırma
,emeklilik vb. Şimdi bu kavramaları konumuz açısından irdelemeye çalışalım.
İŞE ALMA: İşe alma konusunda önce;ne kadar ,ne vasıfta ,ne
pozisyonlar için istihdam yapacağımızı bilmemiz lazımdır. Bu hiçbir zaman anlık
veya kısa vadeli bir program olmayıp; ülkenin demografik, sosyo-ekonomik
gelişimi ve bunların suç üzerindeki günümüzdeki ve gelecekteki etkilerini
saptayarak, uzun vadeli bir projeksiyon olarak ele alınması zorunluluğu vardır.
İşte kaba hatlarıyla tanımlamaya çalıştığımız bu faaliyetin adı :”Personel
Plânlaması”dır.
Yoksa bütçe imkanları ve o anki iktidarların asayiş
sorununa bakışına göre yapılan istihdamlar çoğu zaman isabetli olmamaktadır.
Polis Kolejinin 1. sınıfına alman bir öğrencinin, emekli olana kadar sürecini
ve teşkilatın bu zaman kadar uzun perspektifteki ihtiyacını göz önüne alarak
yapmak zorundayız.sağlıklı ve geçerli personel politikalarının olmayışı
nedeniyle bazı rütbelerde yetersiz sayıda ,bazı rütbelerde özellikle de üst
rütbelerde aşırı şişkinlik sonucu ,yönetim piramidinin tersine dönmesi ,APK
,müfettişlik adı altındaki birimlere yağılan “gizli işler “ ordusunun
oluşumudur.
Polis memurlarının ve yönetici konumlarında olacak
kişiler olarak ikiye ayrılmaktadır.
Polis Memur
Adaylarının İşe Alınması: Uygulamalar
ışığında sadece diploma ve fiziki beden koşullarının değerlendirildiği bir
eleman yetersiz kaldığı ortadadır. Özellikle günümüzde “işsizlik” kadar önemli
bir sorun da, henüz nüfusumuzun yarıya yakın bir kesiminin kırsalda yaşıyor
olmasıdır. Yine istatistikler bize, teşkilatımızda çalışan elemanların büyük
bölümünün kırsal kesimden geldiğini belirtmektedir. Ancak polis hizmeti,
adından da anlaşılacağı gibi, bir şehir hizmetidir. Kırsal kesimden, kente göç edenlerin;
kültür şoku yaşayıp, uyumsuzluk gösterdikleri sosyal bir vakıadır. Hiçbir
psiko-somatik testten geçirilmeden yapılan istihdamlar; ileride hiç de
küçümsenmeyecek sayıda genç personelin “intihar” vak’aları olarak yüreğimizi
yaralamaktadır. Bu dengenin şehir müfusu lehine değiştirilmesinde yarar
görmekteyim. Bir öneri olarak; adaylara bir psikoloğun değerlendireceği, MMPI
(Minnesota Multiple Personelity İnventory) testinin uygulanmasını önerebilirim.
560 sorudan oluşan bu test kişinin psikolojik yapısını bilimsel olarak
saptayabilmektedir. Ayrıca personel istihdamını devletin sadece resmi yayın
organları ile sınırlı bırakmayarak, büyük kentlerin cazibe merkezlerinde (iş,
moda, sosyal etkinlik vb.) tanıtım ve propaganda çalışmalarına girilmesi, ayna
zamanda iyi bir halkla ilişkiler (public relation) olma özelliğini de
bünyesinde taşıyacaktır.
Polis
Yöneticilerinin İşe Alınması: Yukarıda
belirtmeye çalıştığımız personel planlaması ilkesi ışığında; Polis Koleji ve
Akademisine kalite ve kantite açısından yapılacak istihdamlardır.
EĞİTİM: Modern toplumların göstergesi; “işbölümü” ve
“uzmanlıktır”. Bunu sağlayacak olan da eğitimdir. Ancak hemen belirtmeliyim ki,
genel Türk Eğitim sistemindeki hatalar ve yanlışlıklar; aşırı spekülasyon,
uygulamadan kopuk olmak, pratik olmama, davranış değişikliği yaratmayan,
yaratıcılıktan uzak, ezbere dayanan gibi olumsuz özellikler, bileşik kaplar
misali, polis eğitiminde de kendini göstermektedir. Her şeyi bilen polis
yerine, bilgiye ulaşmasını bilen, işini ve mesleğini çok iyi bilen polis
yetiştirmek zorundayız. Aşırı teorik bilgiler yerine, uygulamaya yönelik,
pratik ve davranış değişikliği yaratan eğitime gidilmesi mecburiyeti vardır.
Özellikle polis memuru adaylarına spor ağırlıklı, sınıftan çok sahada uygulamalı
eğitimle, olumlu imaj (üniforma fizik ve davranış olarak) üzerinde
durulmalıdır. Eğitim sürekli bir faaliyet olduğu unutulmadan, kısa süreli
periyodik eğitimlere ağırlık verilmelidir.
Polis Akademisi eğitimi daha kapsamlı ele alınarak,
bilgi ve beceri yanında lider özelliği olan amir yetiştirmeye gayret
edilmelidir.
Ayrıca çok önemli bir husus, polis mesleği; bilim
dünyasındaki bir disiplin dalı değildir. Birçok bilim dalından yararlanan
eklektik, pragmatik çalışan bir meslektir. Bu bakımdan tecrübe çok önem arz
etmektedir. Yapılması gereken olan şey; kadroda başarılı çalışmalar yapan ve
yöntem geliştiren polislerin tecrübeleri ve artık geçerli olmayan taktik ve
yöntemler de bir aynı şekilde geri bildirim (feed-back) sistemi içerinsin de
genç polislere aktarılmalıdır. Polis okulları ve eğitim kurumları emekliliğini
bekleyen kadrolarca değil de, işte başarılı olmuş elemanların eğitim kurumlarında
belli sürelerde sürekli olmamak kaydıyla çalıştırılarak, tecrübelerin
aktarmasına sağlanmalıdır. Bir polis amirinin sicilindeki en onore edici puan,
eğitim kurumlarında çalışmış olmak olmalıdır. İngiliz Polisi başarılarını
uygulamadan kopuk olmayan bu uygulamaya borçludur.
KARİYER
PLANLAMASI: İstihdam ve eğitim
verildikten sonra, sicilleri dolayısıyla değerlendirilen personele, eğilimleri
ve beklentileri doğrultusunda kariyer planlaması yapılmalıdır. Ancak burada
önemli husus; indi ve subjektif kıstaslar yerine, somut ve objektif ölçülere
dayalı bir sicil sistemidir. Sicil sistemi öncelikle ele alınması gerekli bir
personel sorunudur. Kariyer Planlaması ile kişiler yetenekleri doğrultusunda
eğitilerek uzmanlaşmaları sağlanacaktır (dli, idari, teknik vb.). böylece
personel (amir-memur), ne sürede, hangi işte (geçişler olabilir), nasıl
çalışacağı bir program dahilinde kendisine tebliğ edilmiş olur. Çalışanlar
sürekli gözlemlenir, uyumsuz ve başarısız olanlar için yeni kariyer
planlamaları yapılır.
ÜCRET: Esasen günümüzdeki personel sayısı göz önüne alınırsa,
karşımıza hiç de küçümsenmeyecek bir bütçe çıkmaktadır. Ancak polis görevinin
tanımı ve etkin görev kavramı burada karşımıza çıkmaktadır. Emniyet ve asayişle
ilgili olmayan konular gereksiz personel istihdamına neden olmaktadır. Örneğin;
polisevleri yönetimi, pasaport, trafik-tescil, adli tebligatlar vb. faaliyetler.
Ayrıca uygulama alanı çok su-i istimal edilen “koruma” görevleri, personel
planlaması olmadığından yekün oluşturan amaç dışı kullanılan elemanlar
olmaktadır. Kısaca iş tanımı ve iş analizleri, personel planlaması sonucu
oluşacak kadro, gereksiz istihdam sonucu oluşacak bütçeyi, hiçbir kaynak
aktarımına gerek kalmadan paylaşırsa yeterli olabilir. Ancak bu uzun vadeli bir
çözümdür.
Kısa vade de ise; içinde bulunduğumuz enflasyon
ortamında, uygarca bir yaşamın gerektirdiği ücret iyileştirmeleri kaçınılmazdır.
Kaliteli istihdamın önemli bir bacağını da bu unsurun oluşturduğunu gözden ırak
tutamayız. Aksi takdirde, güncel deyimiyle; “vicdanıyla cüzdanı arasına
sıkışmış polis” tipolojisi aktüel bir gerçek olarak karşımızda duracaktır.
“Polis Fedakardır!” sloganı ise, bu açmazları aşmakta yeterli olmayacaktır.
ATAMA: Kesinlikle bir “ceza uygulaması” anlayışından süratle
uzaklaşılmalıdır. Sürekli aynı yerde çalışmak; psikolojik olarak bir
kanıksamayı, yıpranmayı ve verim düşüklüğüne neden olmaktadır. Bilimsel
araştırmalar bu süreyi 5 yıl olarak saptamışlardır. O zaman atamayı bir
motivasyon unsuru olarak kullanmak lazımdır. Ülkemiz bir kültür mozaiği olup,
farklı coğrafi ve sosyo-ekonomik yapılardaki bölgelerden oluşmaktadır. Bu
gerçekleri tanımayan görevlilerin, ülkenin güvenlik sorununu tümüyle kavrayıp,
fikir ve çözüm üretmesi mümkün olmaz. Özellikle yönetici sınıf açısından bir
husus daha da önem arz etmektedir. Dolayısıyla bazı pozisyonları elde etmek
için; bu değişik yer ve süreçten mahrumiyet yerleri; yaşanıp, aşılması gerekli
bir kariyer unsuru olarak sunulmaktadır. Böylece kişi orada kendini bir
“sürgün” gibi değil de, kariyerini tamamlayan biri gibi görecektir. Bu
uygulama; gelişmekte olan yörelerin ihtiyacı olan vasıflı polis mensupları
ihtiyacını da karşılayacaktır. Kısaca üst düzey yönetici olmanın yolu da bu
parkurlardan geçmelidir.
Diğer bir husus da atamalarda ödenen harcırahların
günün ekonomik koşullarıyla örtüşen amacına uygun gerçekçi rakamlardan
oluşmasıdır.
YÜKSELTME
(Terfi-Terfih): Rütbe ve maaş
yükselmeleridir. Asıl olan ikisinin bir arada ve uyumlu olmasıdır.
Terfi sisteminin ön koşulu; ideal bir sicil
sistemidir. Sicil verilerine göre değerlendirilen eleman yükseltilmelidir.
Bizdeki şu an cari sisteme göre; yıllarını pasif bir
şekilde dolduran kişilerin, hizmet üretimine bakılmadan otomatik olarak
yükselmeleri yapılmalıdır. Hatta sistem bazen ters çalışmakta: operasyonel
birimlerde çalışan personel işi gereği çoğu zaman da haksız olarak suçlanan
kişi olmaktadır. Bu suçlama ve şikayetler, yeterli süzgeçlerden geçirilmeden
personel aleyhine kullanılabilmektedir. Halbuki daha rutin, bürokratik ve
yaratıcılık gerektirmeyen pozisyonlarda çalışan personel, işi gereği bu tür
suçlamalara maruz kalmadığından daha kolay terfi edebilmektedir. Bu bir
haksızlıktır.
İdeal sicil sistemi; kişinin performansıyla birebir
ilişkilidir. Operasyonel birimlerde çalışan personelin; kaç suç olayına el
koyduğu, kaç suçlu yakaladığı, ne miktar suç delili yakaladığı (narkotik,
hırsızlık mal vb.), bu görevini yerine getirirken yasalara uyumu ve vatandaşa
davranışları, … vb. gibi somut veriler, subjektif değerlendirmelerin önünde
olmalıdır.
Bir diğer husus da; terfi edecek kişilerin sınavdan
geçirilerek, yeterli bulunanların yükseltilmesidir. Tabi ki, sınavların nitelik
ve içerikleri burada önem kazanmaktadır.
ÖDÜLLENDİRME/CEZALANDIRMA:
Çalışanı yüceltmek, verimliliğine
arttırmak, kısaca motive edebilmek için kullanılan araçlardır. (nakdi, yazılı
vd.) Keza cezalandırma da; disiplini sağlamak, çalışanı dolaylı motive etmek
açısından önemli bir uygulamadır. Ancak her iki durum da objektif esaslara göre
yürütülmesinde yarar vardır. Ödüllendirmede çok kıskanç davranmamak,
cezalandırmada da sürat ve etkinlik esas olmalıdır.
EMEKLİLİK: Hizmet ve yasal süresini başarıyla doldurmuş personel
için mesleki yaşama konan noktadır. Ancak hizmet etmiş bu kişilerin onurlu bir
şekilde uğurlanması da bir mesleki etik olmalıdır. Burada canalıcı nokta;
kişinin emekli olmakla maddi bir zafiyete ve sıkıntıya uğramamasıdır. Halbuki
bu endişe maalesef günümüzde, teşkilatımızda vardır. Bunun düzeltilerek emekli
olmuş bir polisin, bundan sonraki yaşamını layık olduğu şekilde sürdürecek
maddi iyileştirmeler yapılmalıdır. Yarın endişesi, bugünün tehdidi olmaktadır.
Bir diğer anlayış da; motive edilmesi hiçbir şekilde
mümkün olmayan, verimli çalışmayan, iş ve meslek heyecanını yitirmiş ve iyi
örnek olma özelliğini yitirmiş personel ki, bunlara yönetim biliminde “kariyer
platosuna girmiş personel” denir, bunların emekli edilerek tavsiyesi gerekir.
Böylelikle çalışanların verimini de etkileyen bu olumsuz unsur bu şekilde
bertaraf edilmiş olur.
ÖRGÜTLENME
SORUNLARI
Modern polis teşkilatları önleyici (preventif) ve suç
işlendikten sonra kovuşturucu (investigation) olarak örgütlenmektedirler.
Önleyici kolluk (zabıta-ı mania) esas polis görevidir ve üniformalı hizmet
verir. Bu çok önemli göreve gereken önem gelmemesidir. Yani koruyucu
hekimlikle, tedavi edici hekimlik gibidir. Baskın anlayış, tedavi gibi uzun
yorucu ve masraflı bir yola girmeden, kişinin hastalığının önlenmesidir. Bu
bakımdan her kademe ve seviyedeki polis, üniformalı olarak bu aslı görevi en az
bir yıl ifa etmek zorunda olmalıdır. Ancak burada başarısı gözlenenler,
gelecekteki kovuşturma görevlerinde (adli) istihdam edilmelidir.
Adli polis görevinde çalışacaklar; konularına göre
eğitildikten sonra sivil olarak görev yaparlar. Ancak burada çok bölünmeler ve
adeta adama iş yaratma çabası gibi oluşturulan şubeler,etkin ve verimli hizmet
verilmesini engeller. Nitekim en son “silah-mühimmat”, “narkotik” ve “mali
suçların”ın gereksiz ve zararlı bölünmesinin fakına varılarak tek çatı altında
toplanmıştır. Çünkü Türkiye’deki suç gereği , bu cürümlerin iç-içeliği
şeklindedir.
POLİS
VE İSTİHBARAT: Hemen söylemeliyim ki;bunlar ayrı durması gereken
kavramlardır. Çünkü polisin asli görevi suçun işlenmesini engellemek, işlenen
suçu da kovuşturup, sanık ve delilleriyle adliyeye sevk etmektir. Kısaca
görevini yaparken, gerektiğinde zor ve silah kullanabilen bir icra
organıdır(law enforement).
Ancak istihbarat ülke güvenliği
açısından, içeride ve dışarıda haber toplayıp,bu haberleri tasnif ve analiz
edip , bir senteze ulaşıp icra organına bilgi olarak sunan kuruluşlardır. Bu da
iç ve dış istihbarat olarak ikiye ayrılır. Ancak istihbarat hiçbir zaman bir
polis görevi değildir. Demokratik ülkelerde istihbarat teşkilatı polisin
dışında oluşturulur. Başarılı ve geleneği olan İngiliz İstihbarat Teşkilatı; iç
ve dış istihbarattan sorumlu olarak teşekkül etmiş olup ve birbirlerini
denetlerler. Polisi ilgilendiren konularda da , onlara bilgi verirler.
Aksi uygulama denetlemeyen bir güç
olan Frankestein yaratma ve sonunda da yaratıcısını yok etmek şekline dönüşebilir.
Son zamanlarda yaşanan istihbarat skandalları bunun bir örneği olmalıdır. Her
ne kadar Ankara’da büyük yatırımlarla bir “istihbarat okulu” oluşturulduysa da, bunun polis bünyesinde
olmaması gerektiğine inananlardanım.
Polisin görevini yaparken, bir suçu
kovuştururken kanıt toplama faaliyetlerine yönelik haber alma çalışmalarında
elbette ki bulunacaktır, bulunmalıdır.
Ancak bünyesi gereği, kendisine ait
olmayan bir işi üstlenmesi sadece ve sadece polisi yıpratır. Ekstrem bir
örnekle son verecek olursak; Almanya’da polisin ajan kullanması bile yasaktır,
yasal değildir. Bize göre en doğrusu; bu görevin İngiltere örneğinde olduğu
gibi; iç ve dış istihbarat olmak üzere iki ayrı istihbarat örgütüne
verilmesidir.
AKADEMİK
KOMİSYON: Meri kanunlarımızın çoğu polise, doğrudan veya dolaylı görevler
vermektedir. Bilindiği gibi yasalar çıktığı gün eskimeye başlarlar. Bu
yasalarda polise verilen görevlerin zaman içerisinde önemi veya
uygulanabilirliği ortadan kalkar. Bazen de özellikle gelişen teknolojiyle
yasalarda tanımı olmayan suçlar ortaya çıkar.
Önerimiz; her yılsonu uygulama
imkanı kalmayan veya önemi amacı ortadan kalkan yasaların, oluşturulacak bir
akademik komisyon marifetiyle irdelenmesi, kaldırılması veya değiştirilmesi
yolunda TBMM’ye önerilerde bulunması. Yani oluşan suçların önlenmesi ve
kovuşturulması yolunda teklif ve öneriler üretmek şekliyle “icra” ve “yasama”
organları arasındaki kopukluğun giderilerek, dinamik bir hukuk ortamı yaratmak.
POLİTİKACI-POLİS İLİŞKİLERİ
Bilindiği gibi kuvvetler ayrılığı
prensibi, ülkemizde çok kalın çizgileriyle işlememektedir. Çünkü hükümet (icra)
çoğunlukla, yasama organının içinden çıkmaktadır. Ayrıca “dar bölge” seçim
sistemi olmadığından, parti liderlerinin ağırlığı, siyasal partiler üzerinde
oldukça fazla hissedilmektedir.
Genelde milletvekili sıfatı olan
bakanlar da, şuan ki ve gelecekteki seçim kaygılarını sürekli yaşamaktadırlar,
bu da son derece doğal bir duygudur. İktidarlar bu açıdan bürokrasiyi kendi
program ve politikaları doğrultusunda kullanmak istemektedirler. Atamalarda bu
eğitim ağır basmaktadır. Ancak bizim önceki satırlarda idealize ettiğim
personel planlaması, kariyer planlaması vb. kavramlar havada kalabilecektir.
Burada gelişmiş ülkelerdeki
politikacı-bürokrasi arasındaki ilişkileri düzenleyen, çoğu zaman a yazılı
olmayan centilmenlik anlaşmaları gündeme gelmektedir. Bu anlayış oluşmadan,
Emniyet Genel Müdürlüğüne yapılacak olur- olmaz müdahaleler, onun iç işlerini
ve dengelerini bozacaktır. İktidarlar polisi, bellerine kuşanacakları bir kılıç
olarak görmekten uzaklaşmaları lazımdır. Burada arzu edilen “bilge polis”ten
önce, makro sistem olarak “bilge politikacı” tipolojisinin oluşması gerçeği
yatmaktadır. Yoksa yetiştirilen vasıflı personel; üretilip fakat satışa
çıkarılmayan kaliteli bir mal gibi, depolarda çürümeye ve kaderine terk edilmiş
olur. Bunun da çözümü hukuk ve demokrasi yolunda atılacak adımlardır. Yani ön
koşul (mesele-i müstehire) devlet yapısının saydamlaşması, erkler arası
ayrılıkların işlemesi, demokrasiyi geliştirici yasaların meclisimizden çıkması
olmalıdır.
Bu devlet ve güvenlik örgütlerinin
reorganizasyonunu da beraberinde getirecektir. Geriye kalan, polisin iç
dinamiğiyle kendisine çeki-düzen vermesidir.